PART I - Birey ve Algılar
Her birey bugüne körelmiş algılarıyla gelir. Bunda hemfikir olduğumuzu kabul edicek olursam, doğumun 'top' evre olduğunu açıklığa kavuşturmuş oluruz. Bugün bildiğimiz hiçbirşeyi bilmez, hiç birşeye sahip olmazken bünye olarak daha güçlüyüz. Yani ilerleme sandığımız şeyi elde etmeye başladıkça, her adım bizi geriye götürür. Kişisel gelişimi geliştirmek; her yeni bir bilgi ve duygu, bizi sona doğru götürüyor. Doğru olduğunu sandığımız şeylere yoğunlaştıkça, algılarımızı 7-8 taneye indirgiyor ve diğerlerini tüketiyoruz. Konuşmayı öğrendiğimiz an, bu gericilik yola koyuluyor.
PART II - Kelimeler ve Algılar
Kelimeler. Toplum olabilmeyi kolaylaştırmak, duyguları dile getirmek, düşünceleri paylaşmak için bir yol.
Dil. Aynı toplumun kendi arasında iletişimini sağlayan, fakat diğer toplumlarla bağı sıfır(O)layan, kelimeler topluluğu.
Bir yazar şunu savunur : ''Bebekken gerçek duyguları yaşarız, fakat bunun ne olduğunu tanımlamayı henüz bilmediğimiz için, bu duyguları unuturuz''. Zaman geçtikçe, bize kelimeler vasıtasıyla öğretilen duyguları yaşar hale geliriz. Böylece akabininde kültürler arasında yaşanan duyguların ve hayatların farklılığı gözetilir.
I'm sorry/j'suis desolé yerine biz onlarca farklı duyguyu yaşarız. Başın sağolsun- Geçmiş olsun-Özür dilerim-Çok üzgünüm- Pişmanım... Herbiri insanda farklı bi duygu uyandırır. Oysa onlar bütün bu saydıklarımı aynı şeye yüklüyorlar. Sevmek sadece 'love'dan ibaret olsaydı da, ne evlenılecek kadın olurdu ne de ''seviyorum ama aşık değilim''ler. Nitekim bu sebepten, kendi dilinden konuşmayan insanlayken kendini yeterince ''sen'' hissetmez ''sen''i yeterince karşındakine aktaramazsın. Peki ya aynı dili konuştuğumuz insanlar. Ona ne kadar aktarabiliyo olabilirsin. Belirsiz.
PART III - Anlamak ve Algılar
Bazı şeyleri anlamak çok kolaydır. Kabullenmek de. Kabullendiğin an anladığın andır zaten. Mesela mavi kalemi anlamak çok basit. Mavi bir kalem. Ve ya kapının çaldığını anlamak. Bu da çok basit.
Bazıları orta derecede anlaşılırdır. Düşündükçe anlamaya başlarsın. Sonuca yaklaştığını hissettikçe benimsersin, ve kabullenirsin. Mesela Sarkis. Düşünmeden anlayamazsın. Ama sonra öyle bi kabullenirsin ki, hayatına soktuğunu farkeder olursun.
Anlama evresinde algılarla savaştığın bi bölüm vardır. Bazı şeyleri anlamana engel olur, algı sınıfların birbirine karışır ve asla sonuca varamazlar.
Sevdiğin kişinin senden sebepsiz uzaklaşmasını anlayamazsın mesela. Bilsen de anlayamazsın. Ve ya bir arkadaşının bir sonraki adımını mantığına oturtamazsan anlayamazsın. Duygular, düşünceler, duyular hepsi birbirinin içine girer. Sıralama karışır. Algıların mahfolduğu an, anlayamadığın andır. Öyle bi telaş olursun ki saniselik, bunu sen farketmesen bile, vücudun hemen kendini toparlayamaz ve tepki gösterir. Tepkiler belirginleşirse eğer, kimi zaman sinirlenirsin, kimi zaman kıskanır. Bazen çekici gelir anlayamamak. Bazen üzer. Hırslandırdığı anlar da olur. Ama bunların hiç biri akıl yetinin karar verdiği şeyler değildir. Bünyen de yaşanan kaosta aradan sıyrılabilendir.
PART IV - Algıyı Anlamak(?)
Algıyı kontrol edemez olduğun bu an, mükemmelliğe en uzak olduğun andır. Topu topu 15-20 algıyı kontrol edemezken, mükemmelliği tartışmak yakışıksız. Mükemmel olan bebektir. Yaşamı tanımayan, duyguların anlamını bilmeyendir.
Bu sebeptendir ki, dünya patlıyor, dünya ısınıyor, dünya donuyor.
alt metinde, insanlar ölüyor, hayvanlar kesiliyor.
bir alt metinde, insanlar intihar etmeyi seçebiliyor.
Varoluşun (iyi sanarak) kötü yönde sömürülmesi, mükemmelliğimizi basitleştiriyor. Görmeden, farketmeden, bilmeden.
Salı, Aralık 29, 2009
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder